Nora Wilder
Audrey Andrews
Mark Andrews
Vivien Wilder-Mann
Julien
Nick Gable
Irving Mann
Peter Andrews
Glen
Front Desk Worker
Nora Wilder (Parker Posey), New York’ta lüks bir otelde çalışan, işinde başarılı ancak özel hayatında tam bir kaos yaşayan bir kadındır. Çevresindeki herkes evlenip yuva kurarken, Nora üst üste yaşadığı başarısız randevular ve annesinin evlilik baskısı altında boğulmaktadır. Tam da aşka dair umudunu yitirdiği bir anda, bir partide Fransız Julien (Melvil Poupaud) ile tanışır.
Julien, Nora’nın alıştığı "New York tipi" erkeklerden farklıdır; rahat, tutkulu ve beklentisizdir. Ancak Julien’in Fransa’ya dönmesi gerekince, Nora hayatının en büyük kumarını oynayarak peşinden Paris’e gider. Aşkın İngilizcesi, iki farklı dil ve kültürün ötesinde, insanın kendi içindeki "kırık dökük" parçaları bir başkasıyla tamir edip edemeyeceğini sorgulayan dokunaklı bir yolculuktur.
Filmin editoryal başarısı, bağımsız sinemanın kraliçesi olarak bilinen Parker Posey’in omuzlarındadır. Posey, Nora’nın kaygısını, sakarlığını ve kırılganlığını öylesine doğal bir şekilde yansıtıyor ki, izleyici kendinden bir parçayı karakterde kolayca bulabiliyor. Fransız oyuncu Melvil Poupaud, Julien rolüyle filme Avrupai bir romantizm katarken; kadroda yer alan efsanevi Gena Rowlands, Nora'nın annesi rolünde filme derinlik katıyor.
Yönetmen Zoe R. Cassavetes, efsanevi yönetmen John Cassavetes'in kızı olarak babasının izinden gidiyor ve karakterlerin duygusal dünyasını tüm çıplaklığıyla ekrana taşıyor.
Aşkın İngilizcesi, klasik Hollywood romantik komedilerinin aksine "pembe bir dünya" vaat etmiyor. Sinematografik açıdan New York’un melankolik sokakları ile Paris’in büyüleyici atmosferi arasındaki geçiş, Nora’nın ruh halindeki değişimi simgeliyor. Film, aşkın sadece bir "sonuç" değil, insanın kendiyle barışma süreci olduğunu savunuyor. Sade diyalogları ve hayatın içinden gelen sahneleriyle, izleyiciye "ben de bunu yaşamıştım" dedirten bir samimiyete sahip.
Otuzlu yaşların getirdiği varoluşsal krizleri hissedenler, New York ve Paris atmosferli bağımsız filmleri sevenler ve büyük prodüksiyonlar yerine "küçük ama etkili" hikâyelerden hoşlanan her sinemasever bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer Before Sunrise serisini seviyorsanız, bu filmin yarattığı gerçekçi romantizm sizi de etkisi altına alacaktır.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, Parker Posey’in muazzam oyunculuğu ve filmin aşkı bir "kurtarıcı" olarak değil, bir "farkındalık aracı" olarak sunmasıdır. Film, mutlu sonların sadece bir partnere sahip olmakla ilgili olmadığını, insanın kendi değerini anlamasıyla ilgili olduğunu gösteriyor. Ayrıca filmin müzikleri ve Paris sahneleri, izleyiciyi dingin bir ruh haline sokuyor.
Kendini Bulma: Bir başkasını sevmeden önce kendiyle barışma zorunluluğu.
Kültürel Farklılıklar: İletişimin sadece kelimelerden ibaret olmadığı, "kırık bir dille" de anlaşılabileceği.
Yalnızlık ve Baskı: Toplumun "evlilik ve düzen" beklentisi altında ezilen bireyin iç dünyası.
Cesaret: Konfor alanından çıkıp, belirsiz bir aşkın peşinden kıta değiştirmek.
Eğer bu zarif romantik dramı sevdiyseniz, yine bir kadının Paris'teki değişimini anlatan Julie & Julia veya Richard Linklater’ın Before Sunset filmi ilginizi çekebilir. Daha mizahi bir ton için ise Frances Ha harika bir alternatif olacaktır.
İlk Hafta Sonu
-
Toplam
12.809
İlk Hafta Sonu
-
Toplam
₺132.919
Hafta Sayısı
1
Salon Sayısı
9
35 Milim
Yönetmen
Zoe CassavetesYapımcı
Joana VicenteOrijinal Başlık
Broken English
Bütçe
$2.000.000
Vizyon Tarihi
09.05.2008
Kaçıncı Kez Vizyonda
1. kez
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...